ZİHİNSEL UĞRAŞI

İrkileli çok olmamıştı henüz. Dimağında yankılanan “kalk” ile tekrar irkildi. Her irkilme damarlarındaki uyku moleküllerini döküyor fakat sinirlerini gerim gerim geriyordu.

“Uyumaya mı geldik Dünya’ya “minvalindeki cümleler kuran bir çok arkadaşına inat O;

Uyanıklığın asıl uyku, uykunun ise ölüm olduğunu savunuyordu. Buna göre O 14 saat uyuyor, 10 saatte ölüyordu!

Direnmenin imkansızlaştığı noktada hızlıca kalktı ve çalışma masasındaki ışığı açarak gözlerinin içine tuttu. Bu yaptığı, vücuduna verdiği “melatonin salgısını durdur” emriydi.

Tamam, melatonini durdurmuştu ama serotonin salınımı eksikliğini nasıl çözecekti? Mutsuzdu.

Midesinde hissettiği bulantı hissi bir an için bu sorunun çözülmekte olduğunu düşündürdü. Yanlış bir algı da olsa, bu düşünce serotonin sağlamıştı vücuduna ama bu yetersizdi. Sonuçta bunun plasebo etkisi olduğunun farkındaydı.

Büyük bir heyecanla her sabah rastgele bir sayfasını açıp okuduğu aforizmalar kitabını eline aldı. Parmak uçlarından akan sayfaları küçük bir kas kasılması ile durdurdu. Yavaşça sayfayı açtı.

“Zihinsel bir uğraşı içermeyen boş zaman ölümdür ve diri diri gömülmektir.” Arthur SCHOPENHAUER

Gerçekten şanslıydı bugün, dün Friz Kreisler’e bir hayranının söylediği;

“Sizin kadar güzel çalabilmek için bütün hayatımı verirdim” sözü üzerine verdiği cevap çıkmıştı kitapta;

“Ben verdim”

Ama en çok sevdiği aforizma; “Yaptığım on şeyden dokuzunun başarısızlık ile sonuçlandığını gördüm gençken, başarısız olmak istemiyordum, onun için ben de on kat daha çok çalıştım.” diyen Bernard Shaw’a aitti, her ne kadar dünkü aforizmaya olan tepkisine zıt olsa da.

Elbette tembelliğini bir yana bırakıp kabullendiğinde James Howell’in dediği gibi “Bir metre iş yapmayı bir kilometre söz vermeye değiştirmem”. Ancak fazla dallandırıp budaklandırmaya gerek yoktu. Bugünkü aforizmasına göre günü zihinsel uğraşı ile geçirecekti.

                                                                       —

Bu sabah göz kapaklarının beş saniyeden fazla açık kalmaya başlamasından beri yaklaşık yarım saat geçmişti ve hala üzerindeki pikeyi dahi kaldırmamıştı.

Bu sabahki oyunu biraz kısır başlamıştı. “Zihinsel uğraşı” ama nasıl bir zihinsel uğraşı? Hangi konuda? Denklemi tamamlamalıydı.

Aslında seçeneksizlik değildi sıkıntı olan, seçmekti. Düşünülesi, düşünülmesi gerekli o kadar çok şey vardı ki. Tek beyin yetmiyordu hepsine. Tüm seçenekleri sıraya dizmek istese aylar sürerdi. Düşün grubu kurmayı da çok düşündü bir aralar ama başkalarıyla düşünemiyordu. Çünkü daha ikinci dakikasında ego çatışmasına dönüşmesinden bıkmıştı.

Ama hepsinden önemli ve öncesi artık yataktan kalkmalıydı.

Üzerindeki pikeyi atarken kenara adeta üzerindeki ölü toprağını atar gibi hissetti.

Neden olmasındı? Şimdiye kadar hiç düşünmediği bir şey bulacak ve tüm gün bunun üzerinde zihinsel faaliyete başlayacaktı.

Trans hümanizm, Singularite, yaratılış mitleri, Lilith, Armageddon eksenindeki din ve ekonomi savaşları değil, yepyeni, farklı bir konu.

Atmaya çalışan ketıl düğmesinin titreşimi ile kendine geldi bir anda. Çokça oluyordu böyle durumlar. Ama normaldi, ne de olsa insan aslında uyandığında rüyaya dalıyordu.

Beynini kemiren başlıksız düşünceler başını ağrıtmıştı artık. Kendimi dışarı atmalıyım diye düşündü. Yürüme isteğinin hiç bu kadar güçlü olduğunu hatırlamıyordu daha önce. Düşüncelerine nokta koymadan kendini sokakta yürürken buldu.

Tüm algılarını açacaktı bugün. Yüzlerce kez yürüdüğü yollarda daha önce fark etmediklerinin keşfine çıkmaya karar verdiğinde saat 10’u yirmi geçmekteydi. Ne kadar çok fikir değiştiriyordu.

İtiraf etmeliydi ki yeni bir şeyler görmek, fark etmek fikri heyecanlandırmıştı.

Gün nelere gebeydi acaba? Monoton hayatı geldi aklına. İnsanlar monoton bir hayata hapsolmak zorundaydı? Çoğu insan sorduğunuzda hayatının monoton olduğunu söyler halbuki her biri birbirinden illaki farklıdır. Her gün bir başka insanın hayatını, bir gününü yaşayabilseydik, ilginç olurdu değil mi? Bu bakış açısı değişik bir fikir getirdi aklına. Neden olmasın?

Bugün başka biri olacaktı. Bir günlüğüne ya da belki birkaç saatliğine. Ama kim? Ve nasıl?

Muhakkak ki zengin birinin yerine geçmek ve O’nun hayatın yaşamak isterdi. Ama bunu pek mümkün göremediğinden kafasında eledi. Demek ki bırak yerinde olmayı, yaşantısını bir an için bile olsa yaşayamayacağı insanlar vardı bu hayatta. Peki onlar da insan mıydı? Ya da kendisi?

Zaten kim demişti ki hayat adil diye, hayaller bile adil değildi bu hayatta. Olsun, bugünkü oyunu farklı bir yaşamı tecrübe etmekti ve ne olduğu önemli değildi.

Aslında önemliydi. Mesela prensiplerine, hayat görüşüne, inançlarına uymayan bir yaşam tarzını bir anlığına da olsa yaşayamazdı. Belki de bunun bir önemi olmazdı, kafası karıştı yine.

Son zamanlarda mantar gibi çoğalan kahve dükkanlarından birinde son yudumunu aldığında acıktığını hissetti. Son derece verimsiz bir gün geçirdiğini düşündü. İşe biraz heyecan katmalıydı.

                                                                       —

Olaya heyecan katmaya gerek yoktu aslında, her şeyde bir heyecan vardı bulmasını, görmesini bilene. Mesela önünde durmakta olan ve içsel denemelerini yazdığı üç lira elli kuruşluk defteri. Düşünsene dedi kendine. Bir gün çok önemli bir eser çıkarsa bu defterdeki denemelerimden kaç üç lira elli kuruşluk ederdi o zaman bu defter? Gerçekten heyecanlandığını hissetti. Zihinsel antrenman zevkli bir hal almaya başlamıştı. Yarım bir gülümseme ile kahvesinden son yudumunu aldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir