Ben Seni Özlemedim ki…

Ben seni özlemedim ki… Kıyafetlerimin üzerinde saçlarını aradım sadece. Kuruyan dudaklarımı ıslatamadım. İçim sıkıştı, boğazım düğümlendi zaman zaman, fırtınanın ortasında bir kayık oldum bazen, bazen de su birikintisinde bir koca gemi… Çay içtim verdiğin kupadan hem de hiç içmediğim kadar. Çayım boyumu aştı, yeniden karşıma çıkacak mısın? Tek geçtim beraber geçtiğimiz yerlerden içimdeki bir “cız” sesi eşliğinde. Tekrar ve daha gür yağmak üzere, duygularımın yoğunlaştığı doğruydu. Alev alev yandığımın gerçekten doğru olduğu gibi. Elimizin öpüştüğü son andan, son derece kısa bir süre sonra gözlerimde yoktu cismin, içimdeki sevinç ve huzur gibi. Gidene birşey olmaz belki. Peki giden kişi hala sendeyse, seninleyse, evdeki suyun bittiğini, dolapta pirincin olduğunu, cezvenin hangi dolapta olduğunu biliyorsa, ekmeklerin 5’te daha hızlı kızardığını, mercimek çorbasının geç pişmesinin bile çok güzel olabileceğini çünkü insanın her an gece saat 3:00’de uyanabileceğini, dolapta bir bira olduğunu ama açacak olmadığını, alamadığı, sunamadığı çiçeklerin içinde boğulduğunu, beyaz çizgili kırmızı pijamanın sana ne kadar çok yakıştığını ve bunu söylememiş olmanın burukluğunu düşünüyorsa. Gidene yine birşey olmaz mı? Olmazsa bütün bunları düşünebilir mi? Sevgisine, kendisine ters düşmüş olmaz mı? Kendisine saygısını yitirmez mi? Yine acımaz mı içi? Seçenek yok. Gidenlerin de acır… 5 Gün… Rüya değil gerçekti. Otantik bir karmaşıklıkla başladı belki de ilk gün. Heves olmadığını, sapkınlık olmadığını, bir ispat çabası olmadığını, zaten güçlü olduğumu anladıktan sonra çözüldü her şey. Sıra bunu göstermeye gelmişti. Gösterebildim mi dersen, beni tatmin etmediğini söyleyebilirim. Bazen benim seni -istemeden de olsa- hissedemediğim gibi sende hissedemedin belki kararlılığımı, sevgimin şiddetini, haklısın… Dün belki de ilk kez beni mecburiyete götürecek bir otobüsün erken gelişine üzüldüm. Sigara yakmama bile gerek kalmamıştı. Seninle yarım saat beklediğimiz pizzayı özledim o an. Seni değil ki… Üçüncü gün müydü, dördüncü gün müydü tam olarak bilemiyorum –Hatırlamak istemememden olsa gerek- daha önceden de tattığım bir pişmanlık yaşadım. Asıl amacım olan seni anlamayı unuttum. Üzeceğim son kişiyi üzdüm. “Ben o an öldüm” dediğinde asıl ben öldüm. İçim ağladı. Hissettin mi?… Ben beğendiğim hiç bir şeyden pişmanlık duymadım. Bu kez de gelenek bozulmadı. İçim büyüdü. Daha rahat girebilesin diye… İnsanlar bilmediklerinden korkarlar. Benden korkma…. Elin üşüyor mu diye düşünmekten alamıyorum kendimi, kızma n’olur. Zayıflık mıdır bu? Belki 8-10 yıldır oralet içmiyordum ben. Zayıflık bu mudur? Çok sevmek midir zayıflık? Seven insan zayıflar mı? Cesaret, her şeye rağmen sevmek ve onun için savaşmak mıdır yoksa, unutmaya çalışmak mıdır? Kendimi nasıl unutucam peki? İnsan kendini unutabilir mi? Klavyemdeki e’yi bozasım geldi bugün, seni daha iyi anlamama yardımcı olması için. Ben hep iyi olduğum için terk edildim, kötü yönlerimi de gör, sonra da herkesin sevilecek, tutunulacak bir yanı vardır de… Anlamak kadar anlaşılmak da güzel şey. Çift yönlü bir yol bu, bazen arada refüjler olabilir, yol tek yöne inebilir, dalgalanabilir hayat. Ama ilerde yolun tekrar çift yöne döneceği bilinirse o yol çabuk gelir. En kısa, en emin yol bildiğin yoldur… Ben seni özlemedim ki, parmaklarımı çıtlatamıyorum, resmine bakarken gözlerim buğulanıyor. “Sensizlikten olsa gerek” diyen şarkıyı dinliyorum. Kaloriferin üzerine terlik atma yarışması yapıyorum kendi kendime, beceremiyorum. Düne kadar kimse bana “çok sigara içiyorsun, yakma” demiyordu. Şimdi her sigara yakışımda biri fısıldıyor kulağıma. İçim ısınıyor… 9 Şubat, 10 Mart… Şimdide 11 Nisanı merak ediyorum… O gün de bunlar gibi güzel olacak mı? Umarım… Eline krem sürmedin di mi yine, ellerimde yok ne olur sonra narin ellerin… Ben seni özlemedim ki, ısınamıyorum geldim geleli, üşüyorum, kalbim titremese donarak ölürüm herhalde. Parmağımın ucunda yürüyerek kahvaltı hazırlamak istiyorum. Ispanak yemeğinin –soğuk da olsa- en sevdiğim yemeklerden olduğunu bilmiyordum. Çok güzel geçen bir 5 gün ve geceydi. Hayatım boyunca unutmayacağım desem, zayıflık mıdır bu? Ben seni özlemedim ki, sadece kendimi özledim… Çünkü SENDEYİM…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir