8 Dakika

Dış dünya ile temasımızı sağlayan şey sadece algılarımızdır. İnsan vücudu tıpkı bir makine gibi elektrikle çalışır. Bu açıdan dış dünya ile olan bütün temasımız sadece ve sadece elektriksel sinyallerden ibarettir. İşin ilginç tarafı eşyayı oluşturan parçacıklar da elektriksel yüklerden oluşmaktadır. O halde şu soru geliyor akıllara; evrenimiz Matrix filmindeki gibi sayısal bir evren midir?

Algılarınıza ne kadar güvenirsiniz?

Bir cismi görebilmemiz için birçok şart vardır. Sağlıklı bir gözün görebilmesi için ilk şart ışıktır. Bu yetmez, ışığın cisme ulaşması da gerekir. Bu da yetmez cisimden yansıyan ışığın gözümüze gelmesi gerekir. Duvarın arkasındaki cisimleri görememe sebebimiz budur. Göz sadece cisimden yansıyan ışığı (uyarıyı) alıp uyartıya çevirmekte görevlidir. Asıl görme olayı beyinin arka kısmında bulunan görme merkezinde oluşur. Özetle görme duyusunun asıl organı beyindir. Yakın çevremizdeki cisimlerin anlık görüntülerini algıladığımız konusu muammadır. Fark edilemeyecek kadar kısa gecikmeyle de olsa her bakışımızda geçmişi görürüz. Yani her insan mikro saniyelerle de olsa geçmişte yaşamaktadır.

Mesela şu an gökyüzündeki güneşe baktığınızda güneşin o andaki halini gördüğümüzü sanırız belki ama gerçek böyle değildir. Güneşe baktığımızda yaklaşık 8 dakika önceki halini görürüz. Çünkü güneşten çıkan ışığın bize ulaşma süresi yaklaşık 8 dakikadır. Ya da şöyle düşünebiliriz, güneşin tam olarak şu anki halini 8 dakika sonra görebiliriz.

Güneş bir anda sönse, dünyanın karanlığa gömülmeden önce 8 dakikası kalmış olurdu…

Peki ya güneşten çok daha uzaktaki yıldızlara baktığımızda o yıldızın yıllarca önceki durumlarını görürüz. Gökyüzünde gördüğümüz bir yıldız belki de şu anda yok, çoktan söndü kara deliğe dönüştü, bilemeyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir